20 Ekim 2016

Hijyen Hipotezi

Hijyen Hipotezi, halk tarafından en çok merak edilen konulardan birisidir. Uzman Dr. İlkay Keskinel, Hijyen Hipotezi hakkında düşüncelerini sizler için yazdı.

Hijyen Hipotezi Hakkında

Teknolojinin gelişmesi, toplumun her açıdan ilerlemesi, pek çok olumlu gelişmeyi yanında getiriyor. Hayat her gün kolaylaşıyor. Tıp sürekli ilerliyor, mikrobik hastalıklardan korunmak için nasıl davranmamız gerektiğini artık küçük bir çocuk bile az buçuk biliyor. Ancak, mikroplardan korunalım derken, bağışıklık sistemimizin normal işleyişini biraz bozuyoruz belki de…

Çocuklukta tanışmamız gereken kimi mikroorganizmalar aslında bağışıklığımızın doğal gelişimi için gerekli. Aşırı steril ortamda büyütülen bebekler, ileride alerjik hastalıklara aday oluyorlar. Son yıllarda dikkati çeken bu görüş, “Hijyen Hipotezi” olarak adlandırılıyor.

Hijyen hipotezi üzerine ilk çalışmalar, Prof. Dr. David P. Strachan’a ait. Bu araştırmacı, ailedeki büyük çocukların sayısı arttıkça, daha küçük çocuklardaki alerjik rinit (saman nezlesi ya da alerjik nezle) riskinin azaldığını göstermiş.

1990’ların sonlarında Dr. Erika von Mutius, Doğu ve Batı Almanya’daki çocukların alerji ve astım sıklıklarını karşılaştırmıştır. Dr. von Mutius’un başlangıçta varsayımı daha kirli ve sağlıksız ortamda büyüyen Doğu Almanya’lı çocuklarda daha fazla alerjik hastalık olacağıydı. Ama çalışma, bunun tam tersini gösterdi.

Günümüzde astım ve alerjik hastalıklar, özellikle gelişmiş toplumlarda artış gösteriyor. Daha ilkel toplumlar enfeksiyonlarla savaşıp alerjinin neredeyse adını bile bilmezken, “steril” büyüyen insanlar, daha çok alerjiye yakalanıyor. Sadece aşırı hijyen değil, zamanla beslenme alışkanlıklarımızın değişmesi, doğal gıdalardan uzaklaşıp katkı maddesi içeren yiyecekler yememiz, alerjenlere daha çok maruz kalmamız da alerji riskini arttırıyor.

Normal şartlarda doğum öncesi, bebeğin bağışıklığı bir tür “baskılanma” halindedir. Kanımızda bulunan “lenfosit” adı verilen hücreler, doğumda bir nevi “bakir” sayılırlar. Bebek dünyaya geldikten sonra, kendi kendine mikroplarla baş etmek zorundadır. Enfeksiyonlara maruz kaldıkça, lenfositler, savunma yönünde güçlenir. Mikroplar tarafından yeterince uyarılma olmazsa, bu hücreler alerji yönüne doğru kayarlar.

Erken yaşta kreşe başlama, kırsal alanda ya da çiftlik ortamında doğma ve büyüme, çocuklukta bazı barsak enfeksiyonlarının geçirilmesi gibi faktörlerin, ileri dönemde alerji gelişimini azalttığını gösteren pek çok çalışma mevcuttur. Kişi ne kadar kalabalık bir aile ortamında büyümüşse, kendisinden büyük ne kadar fazla sayıda abla ve ağabeyi varsa, alerjik hastalığa yakalanma ihtimali o kadar azdır. Bunun nedeninin daha büyük kardeşlerden bulaşan mikrobik hastalıklar olduğu düşünülmektedir.

Ancak, paradoks bir durum da söz konusudur: Bebeklik çağında genellikle hastalığa neden olan ilk virüslerden biri, “respiratuar sinsisyal virüs, yani RSV’dir. Bu virüs, ABD’de çocukların hastaneye yatışlarının yaklaşık dörtte birinden sorumludur. RSV, kendisi de bir enfeksiyon etkeni olmasına rağmen, tam tersine alerji ve astım riskinde artışa neden olabilir.

Bunların yanı sıra, “probiyotik” adı verilen yararlı bakterilerin barsaklarda bolca bulunması da, alerji gelişimini engellemektedir. Ne yazık ki, yaşam koşulları bizleri daha sağlıksız beslenmeye ve hazır yiyecekler tüketmeye yönlendirdikçe, barsaklarımızda olması gereken yararlı mikropların sayısı da azalmaktadır. Yoğurt, kefir gibi probiyotikler bakımından zengin gıdaların bolca tüketilmesi, barsakların savunma hattını güçlendirir, alerjik bireylerdeki barsak geçirgenliğini tersine çevirir, bağışıklık sistemini destekler ve vücudumuzun hastalıklarla daha kolay savaşmasını sağlar.

Sonuç olarak şu söylenebilir ki, alerjiden korunmak için de, sağlıkla ilgili her konuda olduğu gibi doğal yaşamın gerekleri yerine getirilmeli, her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi, hijyenin de aşırısının olumsuz sonuçları olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yüzden ailelerin hijyen hipotezi konusunda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir.

Astım ve Alerji

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir